Kansere Karşı savaşanlar
"Kanser" kelimesi içimi, kemiklerime kadar titreten ve huzursuz eden, bir hastalık. 
Hayır...! Korktuğum için değil.
Bir kanser hastası yakını olarak; içimde yarım kalmış bir şeyleri, onunla birlikte uzaklara gönderdiğim için... Tüm zorlu aşamalarını bildiğim için...Çok etkilendiğim için... Gidenin yokluğu, kalanın çaresizliğini bilidiğim için...
Çevremde, kanserle şavaşan kişileri görünce, onlara sonsuz destek olmak ve sosyal sorumluluk projeleri yapmak istiyorum. Eğer birilerini, mutlu edebiliyorsam; yüzlerinde küçücük bir tebessüm oluşuyorsa, bu beni çok mutlu eder. Sevgili dostum Davut Topcan'ın sözü yine kulaklarımda çınlıyor: "Her şey'e rağmen yalnız değiller...." Bugün, raflarda yerini almış yeni bir kitap gözüme ilişti....Çok özel bir kişi tarafından yazılmış. Hayatla mücadelesini asla bırakmamış, deneyimli bir gazeteci olan, Ayşe Şenel Girgin; iki çocuk büyütmüş bir anne.Yaşamının güçlüklerini yılmadan göğüslemiş, mücadele etmiş. Çağın hastalığı ‘kanser’le sekiz yıldır savaşıyor ve o, bu mücadeleyi yitirmeyeceğine yürekten inanıyor. Biz de, kendisine inanıyoruz. Onu seven ve kollayan kocaman bir ailesi var. Bu kitabı kanserle savaşanlara ışık olsun diye yazdı....
Tebrikler Ayşe Şenel Girgin....
Arkadaşım Mehmet Girgin'e teşekkürlerimle...
Anneler Günü Kutlu Olsun

Tüm Annelerin "Anneler Günü"nü kutluyorum...Annemin... Ablamın... Dostlarımın... Sabah, ilk işim, elini öpmek ve yanaklarına, kocaman öpücük kondurmak oldu... Seni çok seviyorum annem...
Ömer de, kırmızı bir çiçekle geldi, ikinci anneler günü'ne.... Biraz hareketliydik bugün... Bende bahar çarpmasını fena yaşadım.
iyiyim, iyiyiz... Anneler hep mutlu olsun, hep gülsün. Ben anne'min mavi gözlerinin parlaması ile, çok ama çok mutlu oluyorum...
Tren ile Ankara Gezisi (Anıtkabir Ziyareti)
Ankara benim için bir özlem miydi? Bir eksiklik miydi? Bilemiyorum. 3 kere yolumun düşmesine rağmen, sabah gidip akşam dönüşlerimden dolayı, maalesef, neyin nerede olduğunu hala kestiremem…
Bir dönem Istanbul'dan vazgeçip, Ankara’da yaşayabilirim düşüncesine kapılmış, ama denizden uzak bir şehirde yapamayacağıma, karar vermiştim. Tüm bu kararlarımı etkileyen aşk artık Ankara'daki durağından, Istanbul'a geri döndü.
Asker bir babanın kızı olarak, Atatürk,Vatan, Milliyet, Şanlı Türk Bayrağı,v.s. gibi duygularla, ve Ankara Hikayeleri ile büyüdüm. Gençlik parkındaki, ‘çocukluğumun Ankara’sı’ hatıralarımda kalsa da, ‘Atatürk’ ve ‘Atatürk sevgisi’ ölene kadar hep kalbimde, hayatımda olacak. Ankara'da öyle...
M.Kemal Atatürk’ün, o dönemde; o şartlardaki, ileri görüşlülüğü ve aklına koyduğunu gerçeklştirme hayali, büyük azimle; aziz Vatanımızın topraklarını, karış karış, kan dökerek kazanmamız, beni her defasında; katlanarak hayran bırakıyor….
Yaklşık 25-30 kişi, Haydarpaşa tren garında, Fatih Expresin’de buluştuk. Bir vagon dolusu, 'kuşetli/örtülü’ kompartımanlarımıza yerleştik. Aslında işin en eğlenceli kısmı trenle yolculuk yapmaktı… Harami dostlarla Gezenbilir ekibinde karşılaştık. Burcu Mısırlı, Onur Altıparmak, Ö.Berk Saraç, Hakan Sezer ve bendeniz…
Eşyalar kompartımana bırakıldıktan sonra, restauran vagonuna geçildi; gezenbilir, Çeşitli fotoğraf sohbetleri, fasıl, yeme-içme derken; Bilecik’e vardık bile… uyku son uyarılarını verirken; zar-zor kompartımanımıza ulaştık… Bana ‘depremi’ hatırlatan o tren sesi, önceleri uyutmadı, sonra uykuya yenik düştüm… saat 07:03 itibari ile, zıplayarak uyandım…Ankaraya, yani yıllardır hayalini kurduğum Ankara’ma gelmiş, fakat gar’a girebilmek için, önceki trenin hareket etmesini bekliyorduk, ses borazan gibi, gözler ve surat şişmiş bir biçimde ama keyifli olarak saat 08:00 gibi Ankara’ya indik…
Gar restauranına geçtik kahvaltı sırasında Burcu, Onur ve ben biletimizi kaybettiğimizi fark ettik!!! Daracık kompartımanda kendimizi toparladığımıza şükür... Bilet konusunda Sedat’in telkini ile kendimize geldik Ankara’nın soğuğu, sabahın köründe zımba gibi kendimize getirdi bizi… Tabi bilet sendromunun payı büyük...
Yağan sağnak yağmur eşliğinde, Celal Bayar Blv.doğru yürüdük tıpkı, şarkıdaki gibi;
’yağmur dönerken kara, şarkılar var falımda, hepsi sana, Ankara’
ama bir baktık ki, sırıl-sıklam olmuş bir haldeyiz... bu sefer, rota Anıttepe’ye çevrildi… Geliş amacımız Anıtkabir ziyaretiydi ve yaklaşık 15dk’lık yürüyüşün ardından, Anıt Yolu’ndan başladık…
Rehberler eşliğinde havasını içime sindire-sindire dolaştım ve fotoğraf çektim;Anı fotğrafları....
Bu yaşıma kadar hala nasıl oluyorda, Anıtkabir’i ziyaret etmediğime şaşıyorum. Her Milliyetçi ve Vatanına bağlı Türk evladının, çoluğunu-çocuğunu alıp, bir çok defalar Ata’yı ziyaret etmesi gerektiğine inanıyorum. Anıtkabir’in çok farklı bir havası var, orayı gezerken çok farklı duygular yaşıyor insan…
Mozoleye çıkarken, kar lapa-lapa yağmaya başladı… Atatürk’ün özel eşyalarının sergilendiği müzede, çok değişik materyaller sergileniyor. Özellikle Atatürk’ün özel eşyaları ve balmumundan yapılmış heykeli, muhteşem…
O kadar canlı bir heykel ki, sanki her an muhafaza edildiği, cam fanusun kapısını aralayıp bizim yanımıza gelecek gibiydi…
Atatürk’ün kitaplarının olduğu bölüm muazzam güzellikte, insan, tek tek dokunmak istiyor….kendi el notları, ve 3.000’e yakın kitapları mevcut…Atatürk’ün çok ileri derecede Fransızca, Almanca konşutuğunu biliyordum, Ingilizce’yi az konuşabiliyormuş ve kitaplarının arasında, Ingilizce grammar kitapları mevcutmuş…
Kurtuluş Savaşı ve Çanakkale Savaşını anlatan yapıtlar, önemli komutanların tabloları ve Serv anlaşması şartlarını anlatan, harita ve bu harita sonrası Mehmetçiğin kanıyla aldığı her bölgeyi gösteren Türkiye Cumhuriyeti, haritası… Özellikle, gözleri ile sizi takip eden Atatürk Portresi görülmeye değer...
Anıtkabir ardından, Uludağ kebapda öğle yemeği, R.Koç müzesi derken; karanlıkta ‘Tematik Ankara’ turu ve gar’da 19:00’da başlayacağı söylenen, akşam yemeği… Ayak parmaklarımın sızım-sızım sızlaması ve tren saatine kadar ‘zıplama’ fotoğrafları…
Haramilik böyle işte, enerjin yoksa bile, bir yerlerden enerji toplarsın; mesela pazar gününden…
saat 22:40 gibi trenimiz 1 numaralı perona ulaştı.Biz apar-topar vagonumuza geçtik. Tabi, bizim kompartımanın bileti kayıp olduğundan, Sevgili Sedat Açıl ve Ufuk Sarnık’ın yardımları ile, sorun çözüldü…
Tren Ankara’dan hareket eder etmez, bizde uyku moduna geçmiştik bile...tıpkı yurt gunlerindeki gibi, Burcu, Onur ve ben sohbet ederken, uykuya yenildik....Ertesi sabah, Haydarpaşa’da trenden inince; mis gibi Istanbul kokusu, iliklerimize işledi.. !
“Ankara’nın en çok, Istanbul’a geri dönüşünü sevdim”…
