Tuba Unsal ~ photographer's weBlog
19Oca/100

yenilikler

Bugünlerde hummalı çalışmalara başladım!
Öncelikle, kendimi yeniliklere açarak, Web blog tema'mı (theme), defter yaprağı görünümünden, farklı ve sade bir görünüme taşıdım.

Şimdi, blog sayfam daha derli toplu görünüyor! ;)

2010 yılına gelmişken, on numara bir yıl olması için, kollarımı sıvamaya başladım. Bunu yaparken, elbette ki, aşmam gereken noktalar  var.

Büyük ilgi duyduğum, concept fotoğraf çekimlerim için, tüm hazırlıklar tamam.

Son günler de, özellikle yabancı kaynaklı blog'ları takip ederek, yeni fotoğrafçılar tanımaya başladım.Vaktimin çoğunluğu, bilgisayar başında bu fotoğrafçıları, inceleme ve araştırma ile geçer oldu. Bildiğim belge fotoğrafçılarının ve fotoğraflarının yanı sıra, bu dünya da var olmuş ve/veya var olmaya devam eden, analog makineler ile fotoğraflanmış, eski fotoğrafları gördükçe; fotoğrafa neden merak saldığımı ve neden bu kadar çok aşk beslediğimi hatırlıyorum.

Fotoğraf ile ilgili, bir noktadan sonra, kendimi sorgular oldum.

"Benim için doğru fotoğraf nedir?"

Vardığım sonuç, fotoğrafı bırakma noktasına gelmiş, ama hayatının en büyük hobisi olduğu için, bırakamamış birinin vardığı sonuçla, aynı oldu!

Bu nedenle, içinde bulunduğum sosyal sorumluluk projelerini ve çevreme hatır için verdiğim fotoğraf desteğini, hafifleterek; fotoğrafla kurduğum bağımı koruyorum.

Kategori: Genel Yorum yok
9Eki/090

Bir söyleşinin ardından…

Cama vuran yağmur damlalarının sesi eşliğinde,  bir kez daha iyi bir seçim yaptığım için, seviniyorum. Kulaklarımda, nokta vuruşlu yazıcı sesi olmadan çalışabilmek, güzel bir duygu. Kimsenin negatif enerjisini üzerine almadan, kendi  işinin sorumluluğunu alabilmek, huzur verici. Hayallerinin işini, geçim ve kazanç aracına çevirmek için, belli bir dönem ihtiyaçlarını minimuma indirmek gerekiyor. Belli bir amaca yönelik yapılan bu sıkı yönetim,  çizilen yolda, doğru ilerlemek, için de ilk adım.

Gözümü karartıp, elime aldığım makinem ile birlikte, kimilerine göre, sonu belli olmayan, bir yolculuğa çıktım. Bu yolculuk sırasında, göze aldığım zorlukların yanı sıra, -ailem ve birkaç dostum dışında- kimseden destek görmedim. İnsan, bilen birilerine, danışma ihtiyacı hissediyor. Geçmekte olduğu yollardan, daha önce geçmiş kişilerin, yaşam tecrübelerinden kendine dersler, çıkarmak istiyor. Herkes gibi, yolumu bentlerle engellemeye çalışan; vakti zamanında arkadaşlık çerçevesinde, belli bir paylaşımda bulunduğum  kimselerden de, ilginç bir şekilde itirazlar aldım. Fakat, fotoğrafı çok sevdiğim için, kimsenin sözünü  kendi düşüncelerimin önüne, almadan ilerledim. Böylelikle, kendime yeni ve meşakatli bir yol, çizmeye başlamış oldum.

Fotoğraf merakımın oluştuğu yıllardan bu yana, fotoğraf ustalarını ve söyleşilerini, imkanlarım dahilinde, takip ediyorum. Ustaların paylaşımları, kendi hayatlarından örnekleri ile, fotoğraf anlayışlarını dinlemek ve belki de, kendini o kişilerde görmek çok güzel bir his. Bu bir çeşit, gizli eğitim gibi. Ya da, bir çeşit etkileşim. Bambaşka hayat ve portre çizen duayenlerin, hayat anlayışı ve fotoğrafa yaklaşımları farklı farklı...     Merih Akoğul söyleşisine giderken, 3 saat boyunca sıkılmadan, kesintisiz dinleyeceğimi bile, bilmiyordum. Fotoğrafları kendine özgü felsefe üslubu, büyüleyici anlatmı ile dinlemek, çok keyifliydi. Bir fotoğrafın, antropoloji, felsefe, edebiyat, davranış bilimleri, yazı dili, tarih ve iktisat ile bağlantı kurması gerekliliğini anlatması, hayranlık vericiydi. Belki, farkında olduğum, ama fotoğrafın sadece o anı görmek ve deklanşöre basmak veya; çekilen fotoğrafın çeşitli manipülasyonlarla, bambaşka bir sanat haline getirilmesi olmadığını, bir kez daha anladım. Elbette dijital çağda yaşadığımız için, photoshop çok tartışmalar yaratsa da, kabul etmeliyiz ki, çağın aydınlık odasıdır.

Fotoğrafı çeken kişinin bakış açısı ve karar anının yanında, o fotoğrafa sosyal bilimlerle ve özellikle yazı bilimi ile, anlam kazandırmak, fotoğrafın daha kolay, başka izleyenlere ulaşmasını sağlar. Fotoğraf ne kadar güçlü olursa olsun, o fotoğrafın alt yazısında, bir takım kelimelere ihtiyaç duyulur. Beni tekrar yazı bilimine doğru kaydıran bu söyleşi, ilgi alanlarımın beni ne kadar doğru yönde etkilediğini, gösterdi. Zamansızlık ya da, üşengeçlikten vakt-i zamanında okuyamadığım kitaplarıma, sarılma gücü verdi. Kitap okumanın ve farkında olmanın, bir insanın hayatında önemli bir yeri var. Zaten bir şeyi anlamak ya da, istemek kişinin kendi elindedir. Günümüzde, hala analog makine kullanan, fotoğrafçıların var olması, eski yöntemin, sayısal fotoğrafa göre kalıcılığının, göstergesidir. Kendine ait karanlık odası olan fotoğrafçılar, fotoğraflarını kendi imkanları dahilinde, el'de basarlar. Kullanılan tüm kimyasal maddeler, filmin yıkanmasından, fotoğrafın kağıda düşmesine kadar geçen süreçte, bir çeşit manipülasyondur. Şu anda, analog makinenin yerini, tüketim çağında yaşadığımız için, dijital SLR makineler almak üzere. Her geçen gün piyasaya yeni yeni giren, dijital makine modelleri, fotoğrafçıların kafasını karıştırmaya, devam ediyor. Fotoğraf banyosunda kullanılan malzemelerin yerini de, photoshop alıyor. Elbette, yapılan tüm müdahalelerin, kişinin hayal gücüne ait olduğu kesin bir şey. Photoshop gibi, yardımcı araçların kullanılması da, kişinin kendi insiyatifi ve  iradesinde olan bir şeydir. Tartışılamaz.

Geçmişten bu yana, dünya üzerinde ki, fotoğrafçıların fotoğraflarına baktığımızda, kurguya rastlarız.  Gerektiğinde, savaş fotoğrafı bile olsa, kurgulu fotoğraflar çekilmiştir. Günümüzde, konsept fotoğrafçılığının belge niteliği taşımadığını söyleyemeyiz. Bir ürünü ya da bir görseli temsil ettiği için, o fotoğraf da, belgedir. Yalnızca, dolaşım sağlayamayan, bir kenara attılan ve paylaşılamayan; sayısal karelerin, fotoğraf olmadığını söyleyebilirim. Sayısal karelerin fotoğraf olabilmesi için, bir paylaşımda olması, izleyiciye sunulması gerekiyor.