Panjur aralığı

f:1,8 sabit lensleri seviyorum. Çekim yaparken, beni kısıtlasa da (sabitliğinden dolayı) harika portreler yakalamak için bire bir. Vizörden bakarken, Af noktalarını kaydırmak, netleme halkası ile netliği yakalamak, keyif verici. Sokakta portre çekimi sırasında, hep elimin altındadır. Bu tadı, başka hiç bir objektif vermiyor. 50mm bile...!
Evimin balkonunda, panjurların aralıklarından, karşıdaki blok...
Maşukiye+Dinlenme+Fotograf
Her fotoğrafı, yazı ile desteklemek gerektiğine inanıyorum. Bazen, fotoğraf hikayesini kendi anlatır, bazen de; yazı o fotoğrafın hikayesini... Tamam da, böyle bir cümleyi neden yazdım? Dikkat ettim de, son blog girişlerimde 'bana ait satırlar'ı artık yazmıyorum!!! iki cümle de olsa, bir şeyler anlatmalıyım. Şimdi, bu fotoğrafların altına ne yazılabilir ki? Sıcaktan bunalıp, Istanbul'dan kaçtığım bir gün. Bir alabalık restoranına sığındım. Burada geçirilen bir kaç saat, ilaç gibi geldi. Suyun sesi, bazen çok rahatsız etsede(!) dinlenmek için, ideal bir yer. Böyle bir yerde, bir kaç saat geçirmek istiyorsanız, mutlaka yanınızda okuyacak bir şeyler bulundurun. Kuş sesleri, huzur veriyor. Ayrıca, fotoğraf için çok güzel ışık dağılımı var. Her defasında çektiğim fotoğraflar, içime siniyor. Ve güzel portreler çıkıyor. Ama modumda olmalıyım...

Gazeteciden Beş Parasız Türkiye Turu…!
Cüzdanındaki banka kartlarını kırıp son parasını da çocuklara dağıtarak bisikletle
Türkiye turuna çıkacak..
Türkiye’de bir ilki gerçekleştirecek olan gazeteci ve fotoğrafçı Hasan Söylemez, cüzdanındaki banka kartlarını kırıp son parasını da çocuklara dağıtarak, yanına hiç para almadan Türkiye’nin sınır bölgelerini bisikletle gezecek. Yolculuk bitene kadar parayı kendi hayatından çıkaracak olan Söylemez, gittiği her bölgenin kültürel değerlerini, çeşitliliğini, insanlarını ve yaşam tarzlarını; hem turist, hem gazeteci, hem fotoğrafçı hem de o hayatı yaşayan sıradan bir insanın gözüyle fotoğraflayıp, yaşadığı yol öykülerini yazarak belgeleyecek.
HER BÖLGEDE FOTOĞRAF SERGİLERİ DÜZENLEYECEK!..
Gideceği yerlerde sadece yeme, içme ve barınma ihtiyaçlarının karşılığında o yörenin insanlarıyla birlikte çalışıp, onlar gibi yaşayacak olan Hasan Söylemez, sırasıyla gezisini tamamladığı her bölgede çektiği fotoğrafları diğer bölgelerde yolculuğu devam ederken o bölgenin herhangi bir ilinde sergileyecek. Son olarak Karadeniz, Doğu, Güneydoğu, Akdeniz ve Ege bölgelerinde sergilenen bütün fotoğrafları İstanbul’da toplayarak ‘’Bisikletle Türkiye Fotoğrafları’’ adı altında büyük bir fotoğraf sergisi düzenleyecek.
BİSİKLET ÜZERİNE 10 BİN KM!..
Yolculuk İstanbul’dan başlayarak başta Karadeniz Bölgesi olmak üzere, sınırdan bütün bölgeler gezildikten sonra İstanbul’da noktalanacak. Bisiklet üzerinde yaklaşık 10.000 km yol katedilecek ve her hafta çekilen fotoğraflar, videolar ve yol hikâyeleri ulusal medya ve internet aracılığıyla insanlarla paylaşılacak.
"MUTLULUK PAYLAŞTIKÇA GERÇEKTİR!..’’
İki yıldır böyle bir projeyi gerçekleştirmenin hayalini kurduğunu belirten Hasan Söylemez askerden döndükten sonra çalışmaya başladığı gazetedeki işini bırakarak hayalinin peşinden gitmeye karar verir. Söylemez projeye nasıl başladığını şöyle anlatıyor:

‘’Çoğumuz kitaplarda ve gazetelerde dünyayı gezerek hayatın ve mutluluğun gerçek anlamını arayan bazı kişilerin hayat hikâyelerini okumuşuzdur. Aslında mutluluğun ve hayatın gerçek anlamlarını anlayabilmek için öncelikle yaşadığımız ülkenin insanlarını tanıyabilmeli ve onlarla iç içe olup nasıl yaşadıklarını ve her şeye rağmen nasıl mutlu olabildiklerini anlamalıyız. Çünkü hayatın gerçek anlamı; bütün zorluklara rağmen mutlu olmayı başarabilmektir. Mutluluk ise paylaştıkça gerçektir. Ülkemizde paylaşılmayı bekleyen o kadar çok sıra dışı, hüzünlü, mutlu, ve güzel hikayeler var ki hepsi birbirinden etkileyici ve ders niteliğindedir. İki yıldır bütün bunları videolar, fotoğraflar ve yazılarla belgelemenin hayalini kuruyordum. Askerden döndükten sonra çalışmaya başladığım gazetedeki işimi bırakarak bu hayalimi gerçekleştirmek için hemen hazırlıklara başladım. Aslında hazırlanmak için fazla bir şeye de ihtiyacım yoktu. Çünkü yola parasız çıkacaktım. Yola parasız çıkmamdaki amaç ise, insanları daha yakından tanıyıp anlayabilmek ve daha iyi bir iletişim kurabilmek için onlara her anlamda ihtiyacımın olması gerekiyordu. Onların yaşam tarzlarını, kültürlerini ve hayata bakışlarını ancak onlar gibi çalışarak ve onlar gibi yaşayarak anlayabilirdim. Cebinizde para olduğu zaman uçakla veya otobüsle bir turist gibi giderek bunları gerçekleştirmeniz imkânsızdır. O insanları tanısanız bile eksik tanırsınız ve gerçek amacınıza ulaşamazsınız. Bu nedenle gezi bitene kadar parayı kendi hayatımdan çıkarıyorum.
“BİSİKLETİ DOĞAYA DAHA SAYGILI BİR ULAŞIM ARACI OLDUĞU İÇİN TERCİH EDİYORUM”
Bu yolculukta bisikleti tercih etmemin nedeni ise bisikletin doğaya daha saygılı bir ulaşım aracı olmasından kaynaklanıyor. Biliyorsunuz küresel ısınmanın en büyük nedenlerinden biri de fosil yakıt tüketimidir. Fosil yakıt tüketimi arttıkça hava kirliliği de artarak doğaya ve çevreye geri dönüşü olmayan kalıcı zararlar veriyor. Bunun önüne geçebilmek yine bizim elimizdedir. Çevreye hiçbir zararı olmayan ve ulaşımda da büyük kolaylık sağlayan bisikletin, artık karne hediyesi olarak çocuklara alınan bir oyuncak olmadığının, hem sağlık açısından hem de doğaya en saygılı ulaşım aracı olduğunun anlaşılması gerektiğine inanıyorum.
"11 Temmuz’da cüzdanımdaki banka kartlarını kırıp son paramı da çocuklara dağıtarak yola çıkıyorum’’
İşte bunları düşünerek yola çıktım ve kararımı verdikten hemen sonra çalıştığım gazetede işi bıraktım. Bir gün Kadıköy Kızıltoprak’ta bulunan Delta Bisiklet’in önünden geçerken projemle ilgili fikir almak için kapının önünde duran, sonradan oranın yetkilisi olduğunu öğrendiğim Ulaş Baydar’a projemi anlattım. Ben heyecanlı bir şekilde projemi ona anlattıktan sonra bana her türlü konuda destek olacağı sözünü verdi. Geçen yıl kendisi de bisikletle Ağrı dağına tırmanan Ulaş Baydar, öncelikle üzerine bindiğim bisikletle uzun yola çıkamayacağımı, eğer onun yanında bir süre çalışırsam hem kendi bisikletimi kendim yapmama fırsat vereceğini hem de yolculuğum boyunca bisikletle ilgili ihtiyacım olan bütün donanımları karşılayacağını da söyledi. İşte projemin ilk somut adımını burada atmış oldum ve şu an bisikletimi almak için Delta Bisiklet’te çalışıyorum. 11 Temmuz pazar günü saat 14:00′da Kadıköy Meydan’da cüzdanımdaki banka kartlarını kırıp son paramı da çocuklara dağıtarak, kimine göre ütopik kimine göre mazoşistçe olan bu yolculuğa başlıyorum. Sırasıyla gezini tamamladığım her bölgede fotoğraf sergileri düzenleyerek yolculuğuma devam etmeyi planlıyorum. İlk sergiyi Karadeniz Bölgesi’ni tamamladığımda Trabzon’da açıyorum. İkinci sergi Iğdır, üçüncü sergi Gaziantep, dördüncü sergi Antalya, beşinci sergi İzmir ve son olarak sergilenen bütün fotoğrafları İstanbul’da toplayarak ‘’Bisikletle Türkiye Fotoğrafları’’ adı altında karma bir fotoğraf sergisi düzenliyorum. Yolculuk boyunca çekeceğim fotoğraflar, videolar ve yol hikayelerini her hafta ulusal basın ve internet aracılığıyla insanlarla paylaşacağım.’’
Yolun açık olsun Hasan Söylemez...
Fotoğraflar: Tuba Unsal (www.tubaunsal.com.tr)
Haramiler 6 yaşında..!

Parçası olmaktan her zaman gurur ve mutluluk duyduğum 40 Haramiler Fotoğraf Grubu, 6 yaşına bastı...
Hepimize Nice Seneler....
iyi ki varsın Ali Baba

kısa… kısa…
Mayıs ayı bitmeden yeni yazı yazmalıyım değil mi? Blogumu biraz boşlamak istedim. Biraz da, blog fotoğraflarıma çözüm arıyorum.....
Son günlerde, kafamı kurcalayan soru işaretlerinin başında, -tabi ki- fotoğraf geliyor. 2010'un soğuk ve fırtınalı kış ayları boyunca, incelediğim ve takip ettiğim fotoğraf ve fotoğrafçıların ardından, yapmak istediğim tür fotoğrafları keşfettim.
Yine bu sırada, kendime göre yeni atılımlar yapmayı planlarken; 2006 yılından beri bana fotoğraf konusunda çeşitli tavsiyelerde bulunan fotoğrafçı dostum, yeni ufuklara yelken açmama sebep oldu. iyi ki de oldu. şimdi yeni conceptler düşünüyorum. Modeller arıyorum. Bu arada, bebek fotoğraflarına devam... Bu ay iki tane daha yeni bebeğimiz oldu. Bu sayfada paylaşamadım. Biraz blog yazmaya ara vermek, Kendimi dinlemek ve sakinleşmek istedim. Gerçekten insan kalbini dost olduğunu düşündüğü kişilere açtığı zaman, paylaştığı zaman; bir gün tüm bu dostlukların sahte olabileceği ihtimalini düşünmüyor. Ya da düşünmek istemiyor. Kafamı kurcalayan şu anda bu. Kendimi sorguluyorum. Kendime kızıyorum. Ve tüm parçaları birleştiriyorum. Karşıma çıkan korkunç gerçeği, göremediğime de, şaşırıyorum. Gerçekten dostluk var mı? Bu soru, kafamı aylardır kemiriyor!!!
Mümkünse uzun bir süre kendimi, kalbimi kız arkadaşlara kapamayı planlıyorum. Özellikle de, benim gibi fotoğraf çekenlere!! (zaten o kişi kendini çok iyi biliyor. Alınmanıza gerek yok) Kazıkları çok feci oluyor. En azından ben çok sarsıldım. Sizlere de tavsiyem, gerçekten inanmadığınız/tanımadığınız birine, kalbinizi, tüm iyiliklerinizi, yapmak istediklerinizi açmayın. Ben hala şaşkınlık içindeyim. (yeni yazı, çok yakında!)
Ayrıca bilinmeyen bir sebepten dolayı(!) web sayfamın fotoğraf galerisi bozuldu/çöktü ve tüm fotoğraflar silindi. Tekrar yeni albümler oluşturdum. Galiba çok yakında, web sayfamın görünümü ile ilgili acil çözümler bulmam gerekecek...!
Bu ayın başında sevgili arkadaşım, Davut Topcan tekrar ameliyat oldu. Günlerce haber alamadım. Bu ayın sonunda, artık İstanbul'dan taşınıyor. Tüm gelişmeleri, yine kendi adını taşıyan blog'unda, tüm hislerini paylaşıyor. Kanser hakkında bilgi almak için bile olsa, takip edilebilecek bir yer.
Geçtiğimiz Pazar günü, güzel bir gün geçirdiğim arkadaşım Büşra'ya da, teşekkür ederim. Güzel fotoğraflar çektik.

Eve döndüğümde, bir şaşkınlık, kızgınlık, mağduriyet yaşadım. Aslında biraz da, komik bir kızgınlık. 2007 yılında Muammer Yanmaz'ın ileri fotoğrafçılık atölyesi, portre dersi sırasında çektiği fotoğrafım, (aslında fotograf makinemi unuttuğum için, bir ceza olarak dersin modeli olmuştum!!) Bir şip-şak fotoğrafçının ana sayfasını süslüyor!!!!! Bu arada, bu fotoğrafçı kendi fotoğrafıymış gibi göstermiş.
Dijital çağın sorunlarından biri bu işte. Fotoğraflarımızı, istediğimiz her yere ekleyebiliyoruz. Ama fikir ve sanat eseri suçlusu ve hırsızları etrafımızda sinsice dolaşıyor. Internete gizlenerek, emeğimizi çalmak için bekliyorlar. Fotoğraflarımız çalınarak, web sayfaları hazırlanabilir, bizim haberimiz olmadan satılabilir. Bu nedenle, Fikir ve Sanat Eserleri Kanuna dikkat etmemiz gerekiyor. Model sözleşmesinin de öneminin gerekliliği ortaya çıkıyor.
Usta fotoğrafçı Muammer Yanmaz'a da sevgilerimle...
Çağla
Pazar günü, Bostancı'da yaptığımız kahvaltı damağımda kaldı. Elbette öğlen 14:00'e kadar sürekli yemek yemenin yanında, lezzetli sohbet, uzun aradan sonra bir araya gelmenin keyfi ve bir sürü birikmiş sohbetin ardından en sevdiğim şeyi yaptık....!

Minimui, Röportaj
Geçtiğimiz aylarda, doğum fotoğrafçılığı üzerine, Minimui Dijital Anne&Bebek dergisinin editörü, Esra Madran ile, keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Röportajım, Nisan 2010 sayısında yayınlanmıştır.
Bana destek olan, tüm annelere, tüm gerçek dostlarıma ve aileme, teşekkür ederim.
Rumeli Hisarı’nda bir pazar kahvaltısı

Pazar günü, baharın başlangıcı, İstanbul'da güneşli ve ılık bir haftasonu geçirmemize, sebep oldu. Pazar günü olması, tatil günü olması ve havanın kış aylarından çıktığı, ilk gün olması sebebi ile Sarıyer'e giden sahil yolunun araç trafiğinden geçilmez bir hal almasına, sebep olmuştu. Arkadaşım Davut Topcan ile, aylardan beri görüşememiştik. Bu pazar, kahvaltı bahanesi ile Rumeli Hisarı eteklerinde, denizin yer yer ılık esintisi eşliğinde, güzel bir kahvaltı geçirdik. Belki, takip edenleriniz vardır. Davut bir dans ekibi kurdu. Bir, dans gösterisine hazırlanıyorlar. İşte, bu ekip'e dahil olan dansçılar ile, güzel bir pazar günü geçirdik. Bol fotoğraf sohbetinin yapıldığı, üzücü hiç bir şeyin konuşulmadığı bir sohbet oldu. Tam bu sırada, fotoğraf sanatçısı olan arkadaşım, Mehmet Aşık ile karşılaşmak, güzel bir sürpriz oldu. Trafiğin yoğunluğu dönüşümü çok etkilesede, 14:00'de ayrıldığım Rumeli Hisarın'dan, Beşiktaş'a kadar 3,5 saat yürüdüm!! ![]()
Hadi bakalım! Davut ile, sürekli ertelediğimiz, web/blog görüşmesi için, gün belirlemeye çalışıyoruz.
Dedo Weigert ile aydınlatma teknikleri
Bugün, güzel bir seminere katıldım. Stüdyo ışık ve ekipmanlarını tanıtan bu seminer, Dedolight'ın kurucusu Sn. Dedo Weigert'in katılımıyla çok renkli bir hale geldi. Çeşitli profesyonellerin katıldığı bu seminerde, eski bir kaç iş arkadaşımla da, karşılaştım. Fotoğrafçı kimliğimden bahsettiğimde, çok şaşırdılar. Aradan 8 yıl geçmiş! Olaylara bakışım, hedeflerimi farklı yönlere kaydırmam insanları şaşırttığı kadar, beni de, şaşırtıyor. Son günlerde aniden kendime dönüşüm ve kendi işime odaklanmam gibi...
Bu seminere, organizasyon fotoğrafçısı gibi değil de, daha çok eğitim amaçlı katıldığımı belirtmeliyim. Atatürk Sanayi'ye kadar, sırtımda bir sırt çantasını taşıma yükünü, göze alamadım!!
Ekipmanlarım yanımda değildi ama yine, modellik yaptığımı söylemeliyim!! Gerçekten, bende kamera da, birbirimizi seviyoruz
Seminer sırasında, fotoğraf çekemesem de, yapay ışığı sevdiğimi ve mutlaka bir çalışma ortamı yaratmam gerektiğini hatırladım.
Katılımcı Firmalar: Dedolight , Kino Flo, Gekko Technology, Pixel Range
İçerik : Aydınlatma Teknikleri ve Genel Ürün Tanıtım
Erel'de çalıştığım dönemde, tanıdığım tüm dostlarımla, hala görüşüyor ve iletişim halinde olmaktan, gurur duyuyorum. Erel zamanında, Ankara Müdürümüz olan, Sn. Bülent Kölüksüz'e ve İdeaPro Firmasına, sonsuz teşekkürlerimle....

Sertifika
Tanıyanlar 2007 yılında, ileri fotoğrafçılık teknikleri atölyesini, tamamladığımı bilir. Eee tabi, zaman geçti. İşi bıraktım, yeğenim dünyaya geldi, fotoğraf işine yöneldim, gerçekleşemeyen bir proje ile ilgilendim, derken; zaman geçmiş..! ortalama, 228,750 adet fotoğraf çekmişim!!Ben tembellikten sertifikamı alamamamışım!
2 yıl sonra, yani dün, Muammer Yanmaz'dan, sertifikamı alabildim.
Ilgın Harami'ye ve Alibaba'ya teşekkürlerimle....
Tabi, Mağara'ya da...!

